>
| ahmedi |
altıhep altı yaşında olmak istedim..hayatı anlamak için ilk defa beynimi kullanmam gerektiğini altı yaşımda anlamıştım.altı yaşımda hiçbir sorumluluğum ve hiçbir derdim yoktu.altı yaşımda okul diye bir stresim yoktu.altı yaşımda öss'yi düşünmüyordum.doğal olarak gelecek planlaması da yapmıyordum altı yaşımda.geçim derdi ve mali konularda bilgi ve becerim kısıtlıydı ama gene de hayatımı idame edebiliyordum.yediğim önümde, yemediğim ise annemin elinde, peşimde idi altı yaşımda.içimede kapanık değildim o zamanlar; ergenlik bunalımlarıma daha vardı ne de olsa.çok sosyal bir bireydim altı yaşımda.hemen herkesle arkadaş olabiliyor ve altı yaş oyunları olimpiyatlarında derece alabiliyordum.hayatı tam manası ile algılayamasam da ara sıra acaip derecede felsefi konuşmalar yapabiliyordum.altı yaşımda saftım, samimiydim,sadıktım,herşeye inanırdım ama herşeyden önemlisi mutluydum.ya şimdi aradan o kadar sene geçti.ben gene ben.fiziksel oarak biraz değişmiş birazda gelişmiş,zihinsel açıdan biraz büyümüş biraz sertleşmiş olabilirim ama gene de altı ayaş duygularımı taşıyorum yüreğimde.gene de ortada bir sorun var: madem altı yaş duygularımla beraber biraz daha gelişmiş bir haldeyim neden mutsuzum... 20:31 - 11/11/2006 - yorum {5} - yorum yazgöz yaşlarımı silecek bir mendiliniz var mı?bugün kar yağar mı? pencereden dışarıya bakıyorum, gökyüzüne doğru.... rüzgarın tüm hışmı cama vuruyor.ürkütüyor beni o her zaman sevimliliği ile kendisini bize sevdiren gökyüzü.kara kara bulutlar sanki kaşlarını çatmış kızgın insanlar gibi hızlı hızlı hareket ediyorlar insana sonsuzluk hissi veren o muhteşem boşlukta.denizde bozulmuş bu duruma sert bir şekilde vuruyor dalgalarını sahile... sokaklar ıssızlığın dertlerini dinliyor;kah beraber ağlıyorlar hüzünlenip, kah tebessümler uçuşuyor dudaklarında maziyi hatırlayıp.kaldırımlarda çıkardığım sesler densiz bir seyircinin patavtsızlığı gibi yüreğimi burkuyor.o muhteşem sessizliği bozduğum için, rüzgarın serenatına karıştığım için, yağmurun ritmine ayak uyduramadığım için kızıyorum kendime... birden bir el hissediyorum omuzumda.soğukluğu içimi yakan ama dostluğundan emin olduğum bir el...dönüyor ve hiçbir şey söylemeden kucaklıyorum elin sahibini...hoş geldin kelimesi boğazıma düğüm atıyor.sevinç mi , üzüntü mü duygularımın son noktasında başımı onun omuzuna dayıyor ve ağlamaya başlıyorum...kesik kesik.. 20:05 - 7/11/2006 - yorum {yok} - yorum yazben küçükken...(1)çocukluğumun geçtiği şehirde yazlar hep yağmurlu olurdu...nedendir bilmem kışın ise ınadına kuru bir ayaz ama sadece o kadar.soğuktan morarmış ellerimizi nefesimizle ısıtmaya çalışırken hep karın yağmasını beklerdik ama hiç yağmazdı.bizim oraların sonbaharı sevilirdi herkesçe..yaprakların dökülmeye başlamasıyla insanlar sevdikleriyle birlikte büyük çınar ağaçlarının sıralandığı yollarda gezmeye çıkardı,; yazın verdiği o tatlı yorgunluğu atmak için. büyük bir ovanın sonunda, dağın kenarında, ormanların başladığı yede kurulmuştu şehir.beyaz badanalı küçük evleri ile zamanın hiç akmadığı hissini verirdi insana.arnavut kaldırımlar döşeli idi yollarda.her köşe başında bir çeşme vardı.suyun aziz kıldığı bir şehirdi bizimkisi. rengarenk uçurtmalar uçurur, saklanbaç oynardık ta akşamın kör karanlığına kadar.dizlerimiz, kollarımız hep yara bere içinde olurdu koşarken düşmekten.acımazdı ma hiç.sevdiğimizin sevildiğimizin işareti gibiydi.dahası hayattan zevk aldığımızın, mutlu olduğumuzun simgesi. elektrik yoktu bizim çocukluğumuzda.kalamazdık gecenin bir yarısına kadar ayakta.yatsının vakti geçipte büyüklerimiz hadi yatağa bakalım dediği anda seriliverirdik döşeklerimize.hayallerimizi dedelerimizin anlattığı hikayeler, masallar kaplardı.kah devleri alt eder kah sultanın kızını kurtarırdık düşman elinden rüyalarımızda. sabah ilk ışıkla fırlardık yerimizden.ceplerimiz kavrulmuş nohutla dolu bir halde toplaşırdık meydenda bugün ebe kim olacak oyunda diyerekten...yağma yapan bir ordu gibi çığlık çığlığa koştururduk sokaklarda.... 03:47 - 2/11/2006 - yorum {yok} - yorum yazgibi...kırmızı bir gül vardı elinde köşede öylece durmuş beliyordu, masumca yere bakarak... kımıldamadan saatlerce bekledi ama beklediği gelmedi... şimndi, bana bakarak gülümsüyordu sanki kimsenin gelmemesine sevinmiş gibi... elindeki güller ; ömürlerinin son anlarını yaşadıklarınım anlarcasına yere doğru eğilmişlerdi sanki bir celladın önüne başını koyan idamlıklar gibi.... adım atmaya cesaret edemiyordu sanki düşeceğini sanan yeni bir bebek gibi.... kırmızı güllerden bir yaprak düştü yere bir kuş gibi süzülerek kondu kaldırıma düşen yaprağa baktı ve sanki gözünden bir damla yaş aktı..... kaybolan bir sevgiye yakılan ağıt gibi
22:20 - 25/10/2006 - yorum {yok} - yorum yazBAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN Bir ramazan daha geçti ömrümüzden... Yaşantımızdan geriye ne kaldı? Burnumuzun dikine gittiğimiz şu dünyada daha ne kadar soluk alıp vereceğiz? Şu mezarlıkları dolduran insanlar kalkıp konuşsa ve anlatsa ne yaptıklarını acaba ders mi alırız yoksa güzel bir hikaye anlattın deyip güler geçer miyiz? Acının hakim olduğu bir dünyada korkularımızın esiri olmuş bir halde sürünüyoruz....Acaba kimler el kaldırıp; hayır ben kendim, birey olarak bu toplumun korkularına karşı çıkıyorum ve hayatı güzelleştirmek için elimden ne geliyorsa yapıyorum diyebilir?Hangi hükümdar ben halkımın rahatlığı için çalıştım gücümün esiri olmadım diyerek mezarında rahat uyuyor?Düşmanımızla barışmak için ne kadar adım atabildik bu ay.Ve yahutta düşmanlıkları,küslükleri ortadan kaldırmak için hangimiz elini taşın altına soktu?Cevaplarını bildiğimiz sorulara bile cevap vermemek için neden hala köşe bucak kaçıyoruz insanlardan?Egolarımızı tatmin etmek için başkalarına zulmetmekten vazgeçmeye çalışmak niye istiyoruz...Bu kadar mı bencil, vurdum duymaz ve kaba bir toplum olduk?Eskiden karıncayı bile incitmekten imtina eden ey bu toplum: neden kendine zarar vermek için bu kadar uğraşıyorsun?Karşı kapındaki adam senden çok üstün ya da çok aşağı seviyede değilken önyargılarının esriri olmuş bir halde diğerlerini hor görmekten hala vazgeçmiyecek misin? Bir ramazan daha geçti ömrümüzden ...Kıymetini bilemediğimiz huzur dolu bir ay daha kaybettik.. BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN 00:24 - 23/10/2006 - yorum {2} - yorum yazgecebir rüya gördüm ve uykum kaçtı.... mahalle de top oynayabildiğimiz tek yer hacı dedenin bahçesiydi; o çağrırdı bizi, çocuklar sokakta top oynamayın mazallah araba vuracak birinize deyip açardı kapılarını. biz otuz oğlan bir yamalı topun peşinden koştururken o daracık bahçede hacı dede alırdı eline bir sürahi su ve sevgilisiyle konuşur gibi çiçeklerini sulardı.mahallenin en güzel bahçesi onundu.o kadarda dağıtırdık ortalığı ama gene de en güzel erguvanları, sümbülleri o yetiştirirdi.ilk aşkıma verdiğim çiçekleri o tutuşturmuştu elime kadınlar çiçektir deyip.yalnız yaşardı, çok uzakta bir oğlu varmış diye bilirdik ama hiç görmedik bizden başka kimse gelmezdi onun asmalı kameriyesine. öğlen vakti dev gibi bir sürahiye bize limonata yapardı ve toplardı o güzelim kameriyesinde. başlardı anlatmaya en güzel hikayeleri,masalları tık nefes olurda dinlerdik ben lise çağında bir delikanlı iken sevdiğine kavuşmuştu.tüm mahalle cenazesindeydi de bi o çok uzakta olan oğlu yoktu.hatırlarım da babamdam yediğim dayak hariç bi o gün ağlamıştım. bir rüya gördüm ve uykum kaçtı. hacı dede idi rüyamdaki.yine o bahçede çiçekleri ile beraber muhabbet ediyordu. 06:06 - 8/10/2006 - yorum {2} - yorum yazannemin sabah dizileri-3--pardon; x.... bey dimi? diye başlamıştı konuşmaya söylediklerini anlamıyordun.sanki bir bülbülün şakıması gibi sözlerle dans ederek konuşuyordu .hayır konuşmuyordu sanki ilahi bir sözden bahsedermiş gibi seni büyülüyordu. ...................................................................................................................................................... şimdiye kadar çok kız tanıdım ama hiç birisi beni böyle etkileyemedi diye düşündün kendi kendine.belirsizliğin tam ortasındaydın adı ve oturduğu yer haricinde onun hakkında hiç bir şey bilmiyordun ve bu seni huzursuz ediyordu. onun senden istediği işi halletmiştin.işte sana fırsat bu iş bahanesi ile onunla olan münasebetini ilerlet ama söze nasıl başlamalı? ne anlatmalı?ofiste pek konuşkan değildin diğerleri ile fazla samimi olmamaya özen göstermiştin şimdiye kadar. -offffffff.ne yapmalı kıvranıyordun sıkıntıdan karnına ağrılar giriyordu.ilgisiz davranmay çalışmakta olmazdı.ileriye dönük olumsuz olurdu. ( ah cahit ağabey nerdesin -moğollardan...bir şey yapmalı...) aklından çalan şarkı şimdi oydu.bir şey yapmalı.ama bu şarkı toplum için değil miydi? ben bir bireyim diye düşünürken aklının karıştığını hissettin gene beyinindeki düşünceler birbirine girmeye başladı. -ah monaroza ah
-arkası yarınlarda devam edeceğiz- 20:45 - 5/10/2006 - yorum {yok} - yorum yazpembe dizi tadında-2-bir türk filmi gibi başladı senin için olaylar.ama hepimizin hayatı biraz hollywood tadında biraz da bollywood tadında değil mi zaten?bütün gün masanda iş yapıyormuş gibi görünüp gizli gizli onu takip etmek, yemek yerken bile onun hayalini kurmak sanki ben bunu bir yeşilçam filminden hatırlar gibiyim. öyle tatlı gülümsüyorki kıskanıyorsun başkaları ile konuşmasını. nefes alışından bile haberdar olmak istiyorsun.ızdırap müziği canlanıveriyor kulaklarında, derinden derinden. kim bu fıldayan orhan baba mı yoksa ferdi mi?oysa ki nefret edersin acıların çocuğu edebiyatından ama bak şimdi başına gelenlere.hayatın yeni rakı tadına bürünmüş, sigarandan bir nefes daha çekiyorsun ve dumanında yine onun hayaleti beliriveriyor. sana doğru mu bakıyor ne.karşılık versem mi? düşüncelerin bağlanıveriyor birden elin ayağın dolaşıyor.titrediğini hissediyorsun sana doğru gelirken.söze nasıl başlayacak? 22:13 - 4/10/2006 - yorum {yok} - yorum yazYENİ BİR GÜNE BAŞLARKENsaatin sesi beyninde yankılanırmışcasına bir his verirken uyanırsın ve en büyük hasmına öfkeyle bakan bir cengaver gibi akreple yelkovanı incelemeye başlarsın. içinden kırmızı noktalı, çocukların ruhsal ve fiziksel gelişimini etkileyebilecek türde ne kadar sunturlu söz ve cümle varsa söylenerek; o sıcacık, rahat ve sana huzur veren yatağını terk edersin.banyonun soğuk havasını ciğerlerine çekerken açtığın musluktan gelen tıss sesi belediyeye olan saygı ve sevgi hislerini bir kat daha arttırır.homurdanarak kahvaltı masasını hazırlamaya başlarken afyonun daha patlamamıştır. kapıcının geldiğine delil olan zil sesi ile birlikte düşüncelerin artık bekar hayatından sıkıldığına dair imdat çığıklarına doğru kaymaktadır.kapıyı açarsın ve hay ben bu bekarlığın diye başlayan cümlenin sonuna doğru hızla ilerlerken kapıcının arkasında merdivenlerden inmekte olan o dilber-i rana'yı fark edersin. daha ne olduğunu anlamdan hatunun sımsıcak gözleri hapsetmiştir bile seni. osman efendi kim olaki bu güzel diye kapıcıdan en derin ve geniş malumatları aldıktan sonra içeri girer, çayını koyar ve masa başında yeni taşınan komşu kızıyla ilgili hulyalara dalarsın. saatin tik takları içinde kaybolan zamanı hissettiğinde çoktan işe geç kalmışsındır bile. alelacele giyinip hızla yola koyulursun. iş yerine geldiğinde patronun iğneleyici bakışları altında ezilip büzülerek çalışmaya başlarsın. bir süre sonra sabah ki güzellik tekrar gözünün önüne gelir ama bu kez farklı bir ortamda; bulunduğun ofiste. gözlerini ovuşturursun ve herşeyin gerçek olduğunu anlarsın o senin yeni mesai arkadaşındır.
-arkası yarın-
18:10 - 3/10/2006 - yorum {yok} - yorum yaz???????????bazen delirdiğimi düşünüyorum.ama sonra eğer ben düşünebilyorsam deli değilim diyorum kendime. insanların sığ düşüncelere önem verdiği bu çağda çok teferruatlı mevzular kimsenin iştahını kabartmıyor.herkes basit bir fikrin peşinden koşarak rahat ve kolay yaşamın kıyısında yer almayı tercih ediyor.mücadele etmeyi ruhlarının bile kaldırmayacağını düşünen insan bedenini yormamak için elinden gelen gayreti sarf ederek boş bir uğraş içerisinde...halbuki sorunlardan kaçmak ve rahat(basit) yaşam için kullandığı eforu mücadele için harcasa elde edceği başarı ona bence dehe fazla kolaylık sağlayacak. beyin sınırları hala tespit edilememiş sırları hala gün yüzüne çıkarılamamış organ. -beyinsiz - dildaki en saçma kelime. yaşayan biri için kullanılması en anlam dışı söz. düşüncesiz veya umursamaz bir toplum olduğumuz bir gerçek mi? yoksa bir kaç olumsuz olaydan yola çıkılarak yapılmış bir tez mi? kavramları bilmeyen ve öğrenmek için kendini zorlamayan bir toplum çağı bir kaç yüzyıl geriden takip edecektir. birey toplumu şekillendirir ama topluma göre şekillendirir. son bir kaç ayda yapmış olduğum gözlemler dar sınırlar içindeki toplum yapısının değişim oranlarının, olumsuzluğa daha çok yöneliş olduğu şeklinde. peki sorunun kaynağı tespit edilebilir mi? çözüm sadece bir soru işaretine bağlı mıdır? 01:36 - 1/10/2006 - yorum {1} - yorum yaz
|
Tanım cogito ergo sum Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım mynet ara bul yahoo hotmail alta vista Son Yazım - hüzün kokar sonbaharda açan çiçekler.. - alışamadı ayakları kara toprağa - avare - YEDİTEPEDE BİR SULTAN - zaman ihtiyar arkadaşım benim - unutulan - Başlıksız - BOSNA HERSEK - Srebrenica'ya ağlıyor- - SREBRENİCA - SREBRENİCA Arkadaşlarım - ahha - zelis - caglar - jazzboy - ebrese - temizekran - jazz - deveze - kevsergur - nurla - manifesto - bereket - ppencerem - mavidiyar - < Çocuk > .. - elila - herteldenolay - mariahmimi - gazelto96 - kostarico - birdebenvarim - urazz - turkceyasam - falbilimmerkezi - ruyatabirler - bilimyurdu - kisamesaj - makyajvebakim - fusununyemekleri |